Sözlük

Her geçen gün büyüyen ve güncellenen TDE sözlüğü...

92406 kayıt bulundu.

Sırala
basınçlanma
Anlamı:

1. isim , isim , denizcilik , denizcilik , isim , isim , denizcilik , denizcilik , Dalgıcın dipten yukarı çıkarken vurgun yemesini önlemek amacıyla uymak ve beklemek zorunda olduğu çıkış zamanı, aksuna

2. Vurgun yiyen bir dalgıcı iyileştirmek için içine girdiği basınç odasında yapay olarak daldığı derinliğe indirme ve uymak zorunda olduğu çıkış zamanını aynen uygulama, aksuna


basınçlı

İlgili Kelimeler:

basınçlı hava, basınçlı su, eş basınçlı

Anlamı:

1. sıfat , sıfat , sıfat , sıfat , Basınç yüklenmiş olan


basınçlı hava
Anlamı:

1. isim , isim , isim , isim , Kompresör tarafından bir yere basılan tazyikli hava


basınçlı su
Anlamı:

1. isim , isim , isim , isim , Basınç yüklenerek fışkırtılma düzeyine getirilmiş su, tazyikli su


basınçölçer
Anlamı:

1. isim , isim , fizik , fizik , isim , isim , fizik , fizik , Hava basıncını ölçerek yer yükseltilerini ve hava değişimlerini tespit etmek için kullanılan alet, barometre


Telaffuz : bası'nçölçer

basınçyazar
Anlamı:

1. isim , isim , isim , isim , Hava basıncını ölçen ve kaydeden alet, barograf


Telaffuz : bası'nçyazar

başında beklemek (veya durmak)
Anlamı:

1. yanında durup gözetlemek

Örnek:

1. Birkaç fukara köylü sabaha kadar cenazenin başında bekleyerek Kur'an okudular.

1. Birkaç fukara köylü sabaha kadar cenazenin başında bekleyerek Kur'an okudular.


Ön Takı : (bir şeyin)

başında değirmen çevirmek
Anlamı:

1. gürültü ile tedirgin etmek


Ön Takı : (birinin)

başında kavak yeli (veya yelleri) esmek
Anlamı:

1. genç sorumluluk duygusundan uzak, zevk, eğlence peşinde koşmak

Örnek:

1. Kocası yaşlı diye genç bir kadının başında kavak yelleri estiğine hükmetmek lazım gelmez.

1. Kocası yaşlı diye genç bir kadının başında kavak yelleri estiğine hükmetmek lazım gelmez.

2. gerçekleşmeyecek şeyler düşünerek vakit geçirmek


başında olmak
Anlamı:

1. yöneticisi olmak

Örnek:

1. Senin müdür başımda olduğu sürece bana da rahat yüzü yoktur.

1. Senin müdür başımda olduğu sürece bana da rahat yüzü yoktur.

2. işe sahip çıkmak


Ön Takı : (bir yerin)

başında paralansın
Anlamı:

1. yapılan bir iyilik çok söylendiğinde o iyiliğin artık istenmediğini belirten bir söz


başında torbası eksik
Anlamı:

1. kaba saba, yontulmamış (kimse)


başından almak
Anlamı:

1. kurtarmak, sorumluluğunu almak

Örnek:

1. Çiftlikte bir kısım toprakları başımızdan alacak müşteriyi beklemekten başka bir tasamız kalmadı.

1. Çiftlikte bir kısım toprakları başımızdan alacak müşteriyi beklemekten başka bir tasamız kalmadı.


başından aşağı kaynar sular dökülmek
Anlamı:

1. üzüntülü veya kötü bir olay karşısında birdenbire büyük bir sıkıntı duymak


başından atmak
Anlamı:

1. yapılması güç bir işi yapmaktan kendini kurtarmak

Örnek:

1. Madem bunları siz kendi başınızdan atmak istiyorsunuz, emanet olarak şu masaya bırakın.

1. Madem bunları siz kendi başınızdan atmak istiyorsunuz, emanet olarak şu masaya bırakın.

2. sürdürülmesi gereksiz görülen bir bağlılığa, bir ilişkiye son vermek

Örnek:

1. Hilmi Efendi'yi başlarından atmak yolunu arıyorlardı.

1. Hilmi Efendi'yi başlarından atmak yolunu arıyorlardı.


başından büyük işlere girişmek (veya kalkışmak)
Anlamı:

1. gücünün üstünde olan işlere kalkışmak


başından geçmek
Anlamı:

1. daha önce aynı duruma uğramış olmak


başından kalkmak
Anlamı:

1. ilgilendiği veya yaptığı işi bırakıp ayrılmak, ara vermek

Örnek:

1. Zeliha, elindeki son domatesi de doğrayıp kenarları kirtikli büyük bakır sahanın başından kalktı.

1. Zeliha, elindeki son domatesi de doğrayıp kenarları kirtikli büyük bakır sahanın başından kalktı.


Ön Takı : (bir işin veya şeyin)

başından korkmak
Anlamı:

1. hayatından kaygı duymak, cezalandırılmaktan korkmak


başından savmak
Anlamı:

1. bir istekte bulunanı sözde bir sebeple uzaklaştırmak

Örnek:

1. Yoksa başımdan savmak için akla karayı mı seçeceğim?

1. Yoksa başımdan savmak için akla karayı mı seçeceğim?


başını acemi berbere teslim eden, pamuğunu cebinden eksik etmez
Anlamı:

1. `iş başına deneyimsiz yönetici getirenler, ondan kaynaklanan sıkıntı ve zararları çekmeye hazır olmalıdırlar` anlamında kullanılan bir söz


başını ağrıtmak
Anlamı:

1. gereksiz sözlerle birini bunaltmak

2. bir iş için birini tedirgin etmek, uğraştırmak

Örnek:

1. İkide bir ah Çingeneler vah Çingeneler diye gelip böyle başımı ağrıtma.

1. İkide bir ah Çingeneler vah Çingeneler diye gelip böyle başımı ağrıtma.


başını alıp gitmek
Anlamı:

1. izin almadan ve gideceği yeri bildirmeden gitmek, savuşmak

Örnek:

1. Bir akşam ciğerci söve saya kondusundan çıktı. Başını alıp gitti.

1. Bir akşam ciğerci söve saya kondusundan çıktı. Başını alıp gitti.


başını ateşlere yakmak
Anlamı:

1. başına büyük bir dert almak


başını bağlamak
Anlamı:

1. başına örtü vb. bağlamak

2. birini nişanlamak veya evlendirmek